Akıntı Sistemleri
Yazar: Hakan Toğuç
Akıntı, tüm tuzlusu sistemlerinde özellikle resif akvaryumlarında hayati öneme sahiptir. Hatta kimi duayenler akıntı kavramını önem sırasının en başına koymaktadırlar. Akıntı pompalarıyla akvaryumda oluşturulan su hareketi neden canlılarımız için çok önemlidir? Bunu maddeler halinde yazacak olursak:
Hiçbir mercan akıntı olmadan yaşayamaz. Çoğu mercan hayati tehlike sınırına gelmeden bir hafta ışık olmadan yaşayabilmesine karşın akıntısız ortamda aynı dayanıklılığı gösterememektedirler. Ciddi sistem çöküşlerinin temelinde genellikle hep su sirkulasyonunun yetersizliği bulunmaktadır. Fotosentetik mercanların gaz alışverişi ihtiyacı sadece kendileri için değil aynı zamanda bünyelerinde bulundurdukları simbiyotik yosunlar için de gereklidir. Bu yosunların önemli bir kısmını kaybeden mercan için hayati tehlike başlamış demektir.
Doğadaki su hareketlerinin kaynağı genel itibariyla rüzgarlardır. Bu hareketler bir çok canlının ihtiyaç duyduğu akıntıları oluştururlar. Bu akıntıları sınıflandıracak olursak; dalga, türbülans ve tek yönlü düz akıntılar diyebiliriz. Düz akıntı genelde 15 metre derinliğin altındaki seviyelerde daha yaygındır. Bu derinliğin üzerindeki seviyelerde dalga ve türbülans hareketi daha ağırlıklıdır. Akvaryumlarda beslediğimiz mercanların çoğunluğu 15 metreden daha az derinliklerde yaşadıkları düşünülse de deniz ve okyanuslardaki dalga ve turbulans hareketleri büyük hacimlerde oluşur ve aynı zamanda mercanların ihtiyaç duyduğu akıntı hızı ihtiyacını karşılayabilirler. Bu sebeple akvaryumlarımızda dalga ve turbulans yaratmak için yüksek hacimli su hareketinden feragat etmemek gerekir.

Düz ve sabit akıntı herhangi bir düzensiz engele çarptığında,
engelin arka kısmında
kaotik
akıntıya sebep olur.
Çizim: Hakan Toğuç
Akıntı Pompalarının Fiziksel Özellikleri
Akvaryumlarımızda kullandığımız akıntı pompalarının suyla temas eden kısımlarında kullanılan malzemeler akvaryum canlılarının güvenliği açısından kritik öneme sahiptir. Bu pompaların içinden geçen suya herhangi bir yabancı madde eklememesi ve aynı zamanda içindeki kullanılan malzemelerin zamanla aşınmaması gereklidir. Özellikle konumuz olan tuzlusuyu dikkate aldığımızda, kullanılan motorlarda ya hiç metal kullanılmamalı ya da titanyum gibi çok dayanıklı materyaller kullanılmalıdır. Paslanmaz çelik materyaller tuzlusuda bir süre sonra mutlaka paslanacaktır, dolayısıyla çelik aksamı olan akıntı motorlarından uzak durulmalıdır. Titanyum bu iş için çok uygun bir malzemedir fakat oldukça pahalıdır ve kırılgandır. Bu sebeplerden ötürü akıntı pompalarının su ile temas eden kısımlarında genellikle metal olmayan plastik ve seramik gibi malzemeler kullanılır. Plastik ve seramik tuzlu su için güvenli malzemelerdir.
Ülkemizdeki şu an yapılan uygulamalara bakarsak akıntı motorlarının büyük oranda su içinde kullanıldığını görürüz. Bunun yanında mevcut durum itibariyle az da olsa kapalı devre gibi uygulamalar ve Vortech markalı bazı ürünlerde akıntı motorlarının su dışında kullanıldığını görüyoruz. Her iki durumun da avantaj ve dezavantajları bulunmaktadır. Su içinde kullanılan pompaların ürettiği ısının hemen hemen tamamı suya aktarılmaktadır ve bu durum suyun kontrolümüz dışında ısınmasına yol açmaktadır. Su içinde kullanılan motorların bir diğer dezavantajı ise elektrik kaçağı riskidir. Bu riski azaltmak için mümkün olduğunca kaliteli pompa kullanmak ve topraklama işleminin mutlaka yapılması lazımdır. Su dışında kullanılan motorların ısısının önemli bir kısmı havaya aktarıldığı için suyu ısıtma etkisi daha azdır. Ancak hava sudan daha kötü bir ısı iletkeni olduğu için pompanın ısısını dengelemek için su dışında çalışan motorların aynı performansı gösterebilmesi için su içinde çalışan motorlara göre daha büyük hacimde yapılması gerekmektedir.
Akıntı Motorlarının Konumlandırılması
Akıntı motorlarının akvaryum tankı içine yerleşimleri önemli bir konudur. Yerleşim pozisyonu gerektiğinde müdahele etmemize izin verecek tarzda olması pompanın bakımı açısından kolaylık sağlar. Bu sebeple akıntı pompalarının sık sık yüzeye yakın konumlandırıldığına şahit oluruz. Bu konumlandırma aynı zamanda bir takım artıları da beraberinde getirir. Yüzeye yakın yerleştirilen pompalar su yüzeyinde hareketlendirme oluşturacağı için hem gaz alışverişini hızlandırır hem de buharlaşmayı artırır. Buharlaşmanın artması akvaryum suyundaki ısının havaya transfer edilmesi demektir ve bu yönüyle akvaryumu soğutmaya katkı sağlar. Su yüzeyindeki hareketliliğin diğer artısı da estetik yönüdür. Özellikle metal halide aydınlatma altında bu hareketlilik akvaryum tabanında “shimmering effect” diye isimlendirdiğimiz olayın görüntülenmesine sebep olur ve oldukça hoş bir görsel etki sağlar. Bu olayın florasan aydınlatma altında görüntülenmesi ise çok kısıtlıdır ve pek fark edilmez.

Akıntı ekipmanlarından maksimum fayda sağlamanın en iyi yolu dairesel akıntı sistemi uygulamaktır.
Çizim: Hakan Toğuç
Akıntı pompalarının akvaryuma tutturulması için çeşitli alternatifler mevcuttur. Bunlardan en yaygın olanı vantuzlarla yapıştırmaktır. Ancak ne kadar kaliteli olursa olsun bu vantuzlar zamanla gevşeyebilmekte ve çıkabilmektelerdir. Hatta bir kere çıktıktan sonra, camın üzerindeki sert bir takım oluşumlar yüzünden tekrar yapıştırmak iyice sorun olmaktadır. Sağlıklı bir şekilde tekrar yapıştırabilmek için belki de ilgili yüzeyi jiletle temizlemek gerekebilir. Ben şahsen vantuzla sabitleme yöntemini sinir bozucu bir uygulama olarak görüyorum ve kimseye tavsiye etmiyorum. Başka bir sabitleme yöntemi bir çok pompa ile beraber gelen askı aparatlarıdır. Bu aparatları kullanarak pompanızı sağlıklı bir şekilde akvaryuma sabitleyebilirsiniz. Ancak bu yöntem kayıtlı tanklarda sıkıntı yaratmaktadır. Her ne kadar bu pompaların kullanım klavuzlarında askı aparatlarının kayıtlara takılarak ta kullanılabileceğini gösteren uygulama resimleri olsa da bana hiç estetik ve güvenilir gelmiyor. Kayıtların amacı dışında sürekli aşağı doğru bir kuvvetle çekilmesi zaman içinde kayıtın sağlamlığını azaltacağını düşünüyorum. Bir diğer alternatif de mıknatısla sabitleme yöntemidir. Bu yöntem hem güvenli olup hem de pompanın yerini en esnek şekilde seçebilmemize olanak tanıyan bir yöntem olduğu için bana göre en iyisidir. Bu mıknatıs aparatları kimi pompalarda bütünleşik olarak ürünle beraber gelir, kimisinde ayrıca satılır kimisinde ise hiç yoktur. Pompa tercihi yaparken göz önünde bulundurulabilecek bir husustur.

Uyguladığımız dairesel akıntı sisteminin yönünü makul aralıklarla değiştirirsek en iyi çözüme ulaşmış oluruz.
Çizim: Hakan Toğuç
Mercanların Gaz ve Madde Alışverişi
Akıntı, mercanların sudaki serbest besinleri hangi verimde yakalayabildiklerini, sindirim sonucu oluşan atık ürünlerin ne şekilde uzaklaştırılabildiğini ve üreme, çoğalma aktivitelerinin hangi şekilde olacağını belirleyen önemli bir unsurdur. Bunlardan da en önemlisi sistemdeki akıntının mercanların solunum ve fotosentez işlevleri üzerinde olan etkisidir. Akvaryumlarımızdaki mercanların gaz alışverişini sağlamak için elimizde iki parametre bulunmaktadır. Bunlardan biri mercanın yüzey alanı, diğeri ise mercanın bünyesi ile dış ortam arasındaki yoğunluk farkıdır. Yüzey alanını kontrol eden parametreler sadece bize bağlı olmayıp daha karmaşık ve çok sayıda faktörden etkilenmektedir. Yüzey alanının artması gaz alışverişini olumlu yönde etkileyen bir unsurdur. Yüzey alanına etki eden faktörler arasında aydınlatma, akıntı şekli ve şiddeti, ortamdaki besin ve eser element oranları, mercanın kendine has morfolojisi sayılabilir. Bu sebepten aynı canlıya ait frag’lar faklı akvaryumlarda farklı açılımlar gösterebilirler.
Yoğunluk farkı ise bizim akıntı vasıtasıyla daha kolay müdahele edebildiğimiz bir parametredir. Mercanlar sudaki çözünmüş gaz ve madde alışverişini difüzyon yolu ile yaparlar. Difüzyon kısaca bir maddenin yoğun oranda olduğu ortamdan daha az yoğun olduğu ortama hareketi olarak tanımlanabilir. Mercanlar vücutlarındaki atık ürünleri dışarı atabilmeleri için dış ortamın bu atık ürünler açısından daha düşük yoğunluğa sahip olması gerekir. Mercanın iç ortamı ile dış ortamı arasındaki yoğunluk farkı ne kadar çok olursa, mercan bu atık ürünleri o kadar kolay atabilir. Yüksek akıntı dış ortamdaki yoğunluğu seyrelterek mercanın atık ürünleri çıkarmasını kolaylaştırmaktadır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; bir mercan difüzyon ile gerek çözünmüş madde alırken gerek verirken daha yüksek akıntı hareketinin mercan bünyesinin dışı ve içi arasında oluşturduğu yoğunluk farkı her zaman için mercanın yararına olacaktır. Bu yoğunluk farkının daha fazla olması difüzyon oranını artıracaktır ve bu da daha yüksek solunum ve fotosentez hızı demektir. Bu bilgilerin ışığında yaygın olarak kullandığımız “geceleri akıntıyı azaltma” uygulamamızı yeniden düşünmemiz gerekmektedir.
Akıntı ve Aydınlatma İlişkisi
Fotosentetik mercanlar için hayati öneme sahip iki unsur olan ışık ve akıntı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Sadece ışık şiddetini artırarak mercanların bünyesinde simbiyotik algler tarafından gerçekleştirilen fotosentez reaksiyonlarını artırmak her zaman mümkün olmaz. Bu noktada ışık şiddeti ve akıntı şiddeti arasında yakın bir ilişki vardır. Bunu açıklığa kavuşturmak için biraz “photoinhibition” kavramınından bahsetmek istiyorum. Photoinhibition, fotosentez reaksiyonlarının hızının ışık şiddetinin gereğinden fazla artmasına tepki olarak düşmeye başladığı noktadır. Bu tepkinin sebebi mercanın yüksek ışık şiddetinden kaynaklanan zarar verici etkileri azaltma gayretidir. Şartlar değişmediği takdirde mercanın “photodamage” denilen yanma olayına maruz kalması olasılık dahilindedir.
Akıntı şiddeti ile “photoinhibition” noktası arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Yapılan laboratuvar araştırmaları bu nokta ile akıntı şiddeti arasında doğru orantı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yani mercan fotosentez hızını sınırlayan photoinhibition noktasını, akıntıyı artırarak yükseltmek mümkündür. Böylece fotosentetik mercanlarımız kullanılan aydınlatmadan daha etkin bir şekilde yararlanabilir ve yanma olayı bertaraf edilebilir. Bu prensibi bir cümleyle özetlemek gerekirse “Bir mercanın aldığı ışık ne kadar artırılırsa içinde bulunduğu ortamın akıntı şiddeti de orantılı şekilde artırılmalıdır” diyebiliriz. Dolayısıyla daha fazla büyüme elde etmek için akıntı şiddetini değiştirmeden sadece ışık şiddetini artırmak bize beklenen sonucu vermek yerine su sıcaklığını gereksiz yere daha çok artırmak, daha yoğun yosun oluşumu, para ve enerji sarfiyatı gibi yan etkiler getirecektir.
Nasıl Bir Akıntı Sistemi Olmalı
Resif akvaryumlarında oluşturulması geren akıntı sistemini genel cümlelerle ifade etmek oldukça zor bir iştir. Çünkü sistem gereksinimi akıntı pompalarının gücü, tipi, konumlandırılması, canlı kaya miktarı, dekorasyonu, mercan çeşitliliği ve ışık şiddeti faktörlerine bağımlı olan çok değişkenli bir denklemdir. Mesela akvaryumun merkezine yönlendirilmiş bir motor ile cama yönlendirilmiş aynı tip bir motorun akvaryum içinde oluşturacağı sirkulasyon şiddeti farklıdır. O yüzden su hacmine göre verilen toplam akıntı miktarı çoğu zaman sisteme özel çözüm üretmekten uzaktır. Sisteme özel çözüm yukarıda bahsettiğim değişkenlere bağlı daha karmaşık bir iştir. Bu karmaşıklık içinde ele alabileceğimiz en temel ve basit uygulama, akıntı hızının mümkün olduğunca kesintiye uğratılmadan devam ettirilmesi olmalıdır. Çünkü akıntı hızı mercanların gaz alışverişinde kritik bir öneme sahiptir.

Akıntı motorlarını çarpıştırmaktansa birbirlerini destekler yönde konumlandırmak daha büyük fayda sağlar.
Fotoğraf: Hakan Toğuç
Resiflerin bulunduğu doğal ortamlarda mercanların maruz kaldığı akıntı tipi çoğunlukla dalga hareketinin sebep olduğu salınımdan kaynaklanan rastgele ve kaotik akıntı çeşididir. Akvaristler de akvaryumlarında bu rastgele ve kaotik akıntı çeşidini oluşturma eğilimindedirler. Fakat burada göz ardı edilen önemli bir kavram bulunmaktadır. Bu kavramı “kitlesel su hareketi” (mass water movement) olarak adlandırıyoruz. Kitlesel su hareketinde suyun hacimli bir kitle olarak hareketinin hızı ve bu hızın devamlılığı mercanlardaki gaz alışveriş hızını büyük oranda belirleyen parametredir. Doğal resiflerde rastlanan kaotik su hareketleri aynı zamanda kitlesel su hareketiyle beraber meydana gelir ve mercanlar için optimum şartlar sağlanmış olur. Bu şartları akvaryumlarımızda sağlayabilmek ise tahminlerin çok ötesinde ekipman, enerji ve çaba gerektirir. Klasik olarak resif akvaryumlarımızda akıntı pompaları ile oluşturmaya çalıştığımız su hareketi, doğal resiflere oranla çok küçük kalır ve pompadan uzaklaştıkça akıntı hızı azalır. Akışkan dinamiği ilkeleriyle bu olayı açıklamaya çalışırsak; Akıntı pompasında yüksek hızla çıkan tek yönlü akıntı, diğer akıntıların ve viskozite sürtünmesini etkisiyle kısa zamanda momentumunu kaybeder ve ciddi şekilde hız kaybeder. Uygun bir ölçüm aletiyle akıntı hızını ölçmeye kalktığımızda, yer yer akıntının çok yavaşlamış hata sıfırlanmış olduğunu görebiliriz. Bu noktada net akıntı sıfır olsa da bunun sebebinin kaotik akıntıların birbirinin etkisini sınırlandırdığı için olduğu düşünülebilir. Fakat kaotik akıntı oluşturabilmek için suyun kitle hareketini sıfırlamak yahut yavaşlatmak bize faydadan çok zarar getirir. Bu durum aynı zamanda ciddi paralar ödeyerek satın aldığımız akıntı ekipmanlarının ve enerjinin verimsiz kullanılması demektir. Halbuki tek yönlü bir akıntı herhangi bir düzensiz yüzeye çarptığında kendiliğinden kaotik hale gelmektedir. Bu engeli kaya yahut mercan olarak düşünebiliriz. Bu noktadan hareketle daha güçlü tek yönlü akıntı oluşturmak aynı zamanda daha güçlü kaotik akıntı oluşturmak anlamına gelir. Bu durumda bir akvarist kaotik akıntı oluşturmak için daha şiddetli düz akıntı oluşturmaya çalışmalıdır. Çünkü şiddetli düz (unidirectional, laminar) akıntı hem yüksek hızda kitle su hereketini hem de bu akıntının engellere çarpması vasıtasıyla oluşturduğu kaotik (random, turbulent, caotic) akıntıyı sağlamaktadır. Halbuki direk kaotik akıntı oluşturmak amacıyla kurduğumuz akıntı sistemleri çoğu zaman yüksek hızda kitle su hareketini sağlamadığı için verimsiz çözümlere yol açar.
Akvaryum ebatlarının ve içindeki dekorasyonun uygulayacağımız akıntı rejimine etkisi büyüktür. Her ne koşul olursa olsun bir resif akvaristinin ilk önceliği etkin bir kitle su hareketini ve devamlılığını sağlamak olmalıdır. Mercanlarımızın verimli bir gaz alışverişi yapabilmesi ve sonucunda hızlı büyüyebilmesi ancak bu koşulun sağlanmasına bağlıdır. Küçük akvaryumlarda kitle su hareketini sağlamak çok daha kolay ve ucuzdur. Fakat büyük akvaryumlarda bu iş ciddi bir yatırım ve hesaplama gerektirir. Bunun yanında büyük akvaryumlar farklı bölgelerde farklı akıntı rejimleri oluşturulabilmesine olanak tanıdığı için, akıntı ihtiyacı birbirinden farklı mercan gruplarının yerleşimine imkan sağlar. Buna örnek olarak su yüzeyine yakın bölgelerde daha şiddetli, tabana yakın bölgelerde ise daha zayıf akıntı oluşturmak verilebilir. Işık ihtiyacı daha fazla olan mercanları yüzeye daha yakın yerleştireceğimiz için ve aynı zamanda daha çok ışık alan mercanların daha çok akıntıya ihtiyacı olacağı için, verdiğimiz örnek mercanların farklı ihtiyaçları ile uyumluluk gösterir.
Etkin bir akıntı sistemi için akvaryum dekorasyonu büyük önem taşımaktadır. Bu sebeple mümkün olduğunca akıntıyı bloke etmeyecek şekilde tasarım yapmak gerekir. Bunu sağlamak için mümkün olduğunca az miktarda canlı kaya kullanılmasını öneririm. Zaten zaman içinde mercanlar büyüyerek daha geniş hacim kaplayacaklardır. Tıka basa kaya doldurulmuş bir akvaryumda kitle su hareketini sağlamak zordur. Yeterli akıntıyı sağlamak daha fazla ekipman ve enerji gerekir.
Bir akıntı pompası tarafından hareketlendirilen su kütlesi, hareketine başlarken bir takım engelleyici faktörlerle karşılaşır. Bu faktörlerden en önemlisi durağanlık tepkisi’dir (inertia). Bu tepkiye yol açan etmen, harekete geçen su kütlesinin doğrultusu üzerinde bulunan diğer hareketsiz su kütlesidir. Inertia’nın su hareketini engelleyici etkisi, ilk su hareketi başladığında en yüksek seviyededir. Su hareketliliği devam ettikçe bu etki azalır. Dolayısıyla çok kısa aralıklarla açma-kapama hareketi yaptırdığımız dalga yapıcı ekipmanlar aslında beraberinde ciddi bir verimsizliği ve enerji israfını getirmektedir. Çalışmasına makul bir süre izin verilen bir akıntı motoru gittikçe önünde bulunan hareketsiz su kütlesini hareketlendirecektir ve çalıştığı bölgede durgun su azalacağından inertia etkisi de azalacaktır. Ayrıca hareketlendirdiği suyun toplam kütlesi ve hızı da artacağından momentum değeri de artacaktır. Momentum değeri artmış ve aksi yönde etkiye maruz kalmayan su kütlesi akvaryum içinde kitlesel su hareketini maksimum seviyeye çıkaracaktır. Bu noktadan itibaren sözkonusu akıntı motoru en yüksek performansını icra etmeye başlayacak ve akvaryumda oluşturabileceği en yüksek kitle su hızını sağlayabilecektir. Fakat ne yazık ki çok kısa zaman aralıklarında açılıp kapatılan akıntı pompaları, bu pompaların hareketlendirdiği su kütlesinin yeterli momentumu kazanmasına izin vermeyecek ve her açılmasında önündeki su bloğundan yüksek miktarda inertia etkisine maruz kalacağından fonksiyonu azalacaktır.
Bu kriterleri gözönünde bulundurduğumuzda akıntı pompası seçimimizin çok önemli bir konu olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Etkin bir kitle su hareketi oluşturmak için, zayıf ve karmaşık, çok yönlü, kaotik akıntı oluşturan pompalar yerine düz ve daha yüksek hacimde akıntı oluşturan güçlü pompalar kullanmalıyız. Dalga yapıcı ekipmanların kullanımına gelirsek; Bu cihazlarda suyun momentum etkisini bir dezavantaj değil de avantaj haline getirmek için açma-kapama aralığını uzatmak gerekir. Bunu yaparken aynı yönde dairesel akıntı yaratan pompaları açarken aksi yönde akıntı yaratan pompaları kapamak gerekir. Hemen sonraki evrede de açık pompalar kapatılır, kapalı motorlar açılır. Evre aralığının tahminen 5-15 dak. arası olması uygundur. Bu şekilde hem saat yönünde hem de saatin ters yönünde makul sürelerde dairesel akıntı rejimi uygulayarak kitlesel su hareketini mevcut imkanlarımızla en yüksek hızda sağlayabiliriz. Dairesel akıntı mercanlara çarptığında, mercanın arka kısımda kaotik akıntıya sebep olur. Dairesel akıntının yönünü 5-15 dakika da bir değiştirdiğimizde, mercanın her iki yarı tarafıda kaotik akıntıdan faydalanmış olur. Bu şekilde mercanlar hem akıntının çarptığı yüzeyindeki yüksek hızda su hareketinden hem de akıntının çarptığı yüzeyin arka kısmında da kaotik akıntıdan istifade eder. Bu bilgilerin ışığında akıntı pompalarını karşılıklı koyarak birbiriyle çarpıştırmanın kötü bir fikir olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Akıntı pompalarını çarpıştırmak yerine birbirlerini destekleyici şekilde yerleştirmek elimizdeki ekipmanları daha verimli kullanmamızı sağlayacaktır.
Akışkan dinamiği prensiplerini dikkate alırsak, hareket eden bir su kütlesinin bu hareketini engelleyici bazı unsurlar bulunur. Bu unsurlardan her ortam için ortak olanları yerçekimi, basınç ve sürtünme kuvvetidir. Bir de her akvaryuma özel dekorasyon ve akıntı sistemi yapısı sayılabilir. Akıntıyı engelleyici dekorasyon ve birbirini söndürücü akıntı pompası yerleşimi bu engelleyici etkiler arasında sayılabilir. Bir akvarist kendi tankında akıntı sistemini kurarken bu reaksiyonel etkileri yok edip, her bir etki eden faktörü kendi avantajına kullanmayı bilmelidir. Bunu yapmanın en iyi yolu resif tankı içinde dairesel bir akıntı rejimi yaratmaktır. Pompaların aynı yönde dairesel akıntıyı destekleyecek şekilde yerleştirilmesi ve kaya dekorasyonunun bunu yapmaya olanak sağlaması en iyi kitlesel su hareketini ve akıntı ekipmanlarından maksimum performans almamızı sağlar. Dairesel akıntı rejimi su kitlesinin momentumunun en iyi şekilde korunmasını sağlar ve reaksiyonel etkileri minimuma indirir. Oluşturacağımız dairesel ve düz akıntının yönünü belli aralıklarla değiştirmek, düz akıntının çarptığı yüzeyin arkasında kalan kaotik akıntıdan mercanın her yönünün faydalanmasını sağlar. Bu da daha yüksek solunum ve fotosentez demektir. Ancak buradaki dairesel hareketin yönünün değişme aralığı çok kısa olmamalıdır. Aksi halde hareket eden su kütlesine yeterli momentumu kazandıramayız ve inertia etkisiyle akıntı verimimiz düşük olur.

Acropora abrolhosensis; şiddetli kitlesel su hareketine ihtiyaç duyan bu tür, zayıf kaotik akıntıların
uygulandığı tanklarda yeterli polip açılımı sağlayamaz ve gövdesinde yer yer beyazlıklara rastlanır.
Bunun tam aksine resimde görüldüğü gibi sabit ve dairesel güçlü bir akıntının uygulandığı tanklarda sık
ve uzun poliplerini tamamen açarak gövdesini görünmez hale getirir ve kadife gibi bir görüntü verir.
Fotoğraf: Hakan Toğuç
Peki olması gereken akıntı miktarı ne olmalıdır. Şimdiye kadar akıntı sistemine etki eden bir çok parametreden bahsettik. Bu parametreler akıntı pompalarının gücü, ağız yapısı, konumu, akvaryumun dekorasyonu, aydınlatma şiddeti, mercanların tipi olarak özetlenebilir. Karma mercan yapısı olan akvaryumlarda farklı akıntı ihtiyacı olan canlılar sebebiyle homojen akıntı sistemi kurmak iyi sonuç vermeyebilir. Mesela SPS sınıfındaki mercanların genel itibariyle akıntı ihtiyacı LPS ve yumuşak mercan gruplarına oranla daha fazladır. Bu tip akvaryumlarda akıntı pompalarını tankın daha üst kısımlarına yerleştirerek tankın alt ve üst kısımlarında farklı akıntı hızlarına sahip olabiliriz. SPS’leri üst kısımlara yerleştirip LPS ve yumuşak mercanları da alt kısımlara yerleştirirsek tüm bu canlıların hem akıntı hem ışık ihtiyaçlarına uygun cevap verebiliriz.
Yukarda saydığım parametrelerden ötürü bir resif akvaryumunun akıntı ihtiyacı için su hacminin X katı olmalı diye bir oran verilemez. Tamamen aynı hacimde ve aynı akıntı pompaları kullanılarak yeterli ve güçlü bir akıntı oluşturulabileceği gibi yetersiz ve canlıları sağlıksız hale getirecek bir akıntı sistemi de oluşturulabilir. Bol miktarda akıntı motorunu verimsiz kullanarak da yeterli akıntı yaratmak mümkün olabilir ama bu durum en basit tabirle ekipman ve enerji israfıdır. Önemli olan ve övgüye değer olan makul bir harcamayla akvaryum sanatının gereklerini yerine getirebilmektir. Bu sebepten akıntıyı boşa harcamak manasına gelen; pompayı cama ya da kayalara çarptırmaktan, akıntıları birbirine çarpıştırmaktan, pompalara kısa aralıklarla dur-kalk yaptırıp akıntıya momentum kaybettirmekten, kaotik akıntı yaratmak amacıyla düzensiz ve gelişigüzel pompa konumlandırmaktan kaçınılmalıdır.
Ülkemizdeki forumlardan takip ettiğim kadarıyla resif akvaryumlarında oluşturmaya çalıştığımız akıntı sistemi hakkında yanlış anlaşılmalar oldukça yaygındır. Bir çok hobici akıntı sistemini kurarken akvaryum içindeki detritus’un bir yerlerde birikmesini engelleyecek bir tasarım yapmaya çalışıyor. Elbette akıntının detritus’u uzaklaştırmak gibi bir etkisi de vardır ama bu etki ikincil bir etkidir. Sadece bu kriter dikkate alınarak tasarım yapılmamalıdır. Akıntı sistemi kurarken birincil önceliğimiz mercanların gaz alışverişini hızlandırmak olmalıdır. Hızlanan gaz alışverişi daha şiddetli fotosentez ve solunum demektir. Bu da daha sağlıklı ve hızlı büyüyen mercanlar demektir. Burada söylemeye çalıştığım yanlış anlaşılmasın. Bir mercanın sağlıklı olabilmesi için akıntının yanında başka bir çok faktöründe uygun seviyede olması gerekir. Ama benim söylemeye çalıştığım, akıntı bu faktörler arasında en önde gelenlerdendir hatta kimi uzmanlara göre ışıktan daha önemlidir. Bu sebepten akıntı sistemi kurarken asıl amacımız detritus’u uzaklaştırmak değil maksimum gaz alışverişine imkan sağlayan akıntı hızına ulaşmak olmalıdır. Akıntı sistemi kurarken kullanacağımız ekipmanlardan canlılarımızın maksimum fayda sağlaması için akıntı pompalarının birbirini destekleyecek şekilde konumlandırıp dairesel bir akıntı sistemi kurmaya çalışmalıyız. Bunun sonucunda 15-22 cm/sn aralığında bir akıntı hızına ulaşabilirsek akıntı sistemimizin büyük oranda amacına ulaştığını söyleyebiliriz. Bu aralık bir çok mercan için partikül tutma, fotosentez ve solunum için ideal aralıktır. Akıntı hızımızın bu aralıkta olup olmadığını tam olarak ölçmek kolay değildir ama suyun içinde serbest şekilde yüzen küçük partikülleri gözle takip ederek tahmini bir ölçüm yapabiliriz. Dolayısıyla su hacminin X katı kadar akıntı gibi kriterler kullanmak yerine, amacımız 15-22 cm/sn aralığında homojen akıntı hızı yaratmak olmalıdır. Işıklar söndükten sonra mercanlar fotosentez yapmaz fakat solunum ve partikül tutma devam eder. O yüzden ışıklar söndükten sonra da optimum akıntı hızı devam ettirilmelidir. Bu yüzden gece olunca akıntıyı azaltma uygulaması doğru değildir.
Bu yazıyı hazırlamak kendi açımdan çok faydalı oldu. Burada yazdıklarımı kendi tankımda bizzat uyguladım ve çok olumlu sonuçlar aldım. Özellikle SPS’lerin polip açılımları çok ciddi miktarda artış gösterdi. Bu durum beraberinde büyüme hızında artış getirdi. Şahsen akıntının, SPS’lerin büyüme ve performansına etkisinin bu kadar olacağını tahmin etmezdim. O yüzden tüm hobicilere akvaryumlarında dairesel akıntı sistemi uygulamalarını şiddetle tavsiye ederim. İmkanı olan çift yönlü ve değişmeli akıntı rejimi uygularsa daha da iyi performans alır. Tabi bu durum daha çok akıntı pompası demektir. Mesela 10 dakika boyunca saat yönünde bir dairesel akıntı, sonra 10 dakika boyunca da saatin ters yönünde bir dairesel akıntı yaratarak optimum bir akıntı sistemi kurulabilir. Bu yöntem sayesinde canlılar suyun yüksek kitlesel hızından her yönde maksimum istifade edebildiği gibi canlıların bulunduğu tüm noktaların arka kısımlarında türbülans oluşup kaotik akıntının faydasından istifade edilir. Akıntının yönünü 10 dakikada bir değiştireceğimiz için mercanların her iki tarafıda bu türbülanstan yararlanır.
Kaynaklar
http://reefkeeping.com/issues/2002-05/rn/feature/index.php
http://reefkeeping.com/issues/2002-06/rn/feature/index.php
| Sitedeki bütün yazı ve fotoğraflar Resif Bölgesi'ne aittir. İzinsiz kullanılan içerik hakkında yasal işlem başlatılacaktır. |
![]()